insanoğluna öğütler
Ben küçükken serisinin üçüncü yazısında geçirdiğim hastalıklara dair birşeyler anlatayım istedim.
Sağlık geçmişimle ilgili aklıma gelen ilk anım şöyle gelişiyor; bir bayram sabahı… Antalya’dan teyzemler gelmiş, kurban kesmeye Kaymaz’a gidicez. (yanlış hatırlamıyorsam) Neyse, kalktım inanılmaz bir baş ağrısı çekiyorum… Ecza dolabına boyumun yetişemeyeceği bir yaşta olduğumdan hatta yetişse bile hangi ilacı seçemeyeceğime inanıldığından olacak ki anneme söyledim. Annem bir ilaç verdi. İlacın ağrı kesici olmadığını söylemiş olmama karşın bayram telaşesinin de etkisiyle kaale alınmadım. Tabii yapıcak birşey olmadığından zorla o ilacı içmek durumunda kaldım. Hemen sonra içtiğim ilacın ağrı kesici olmadığı anlaşıldı. Bütün bayram telaşı unutuldu. Zehirlenmiştim…
Hemen hastane yoluna düşüldü, yolda fenalaştığımı söylememe gerek yoktur heralde. (böyle diyince söylemiş olmuyorum sanki) Neyse efendim midem yıkanıyor serum takılıyor vesaire derken iyileşiyorum, olan bayrama oluyor…
Şimdi bu yazıdan nasıl bir sonuç çıkarmamız gerekiyor? İnsan evladı ilaç içerken veya bir başkasına ilaç verirken (bilhassa oğlu söz konusuysa) biraz dikkat etmeli. Hele hele bu insan evladı, annem gibi sağlıkçıysa kombo hiper multi oranda daha dikkat etmeli. Sağlık ciddi bir mevzu nitekim.
Yazının başında olaylar demişim gerçi ama bu konuda kıl dönmesi ameliyatım, bademcik ameliyatım ve birkaç kırık çıkık tendon kopması olaylarından daha ilginç anılarım çok şükür ki yok. Şükretmeli insan…
Ne demiş Barış abimiz;
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
