bu aralar blogun durgun olduğunu hatırlayıp yazacak birşeyler düşünmeye başladım. fakat aklıma ilk gelen iki olay hakkında yazacağım şeylerin yasal sıkıntılar çıkarabileceğini farkettim. konular tahmin edebileceğiniz gibi deniz feneri davası ve terör olayları…
öyle görülüyor ki hükümetin yıllarca görsel/işitsel medyada ve şimdilerde internette uyguladığı sansür politikası kusursuz işliyor.
düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlı olduğu ülkemizde mayıs 2007‘de kabul edilen 5651 nolu yasa çıkana kadar özgür diyebileceğimiz tek iletişim aracı internetti. lakin ne yazık ki artık özgür bir internete bile sahip değiliz.
bu konuda tepki gösterenleri birleştiren siteyi ziyaret etmek istiyorsanız aşağıdaki bağlantıyı takip edebilirsiniz.
http://kampanya.org.tr/sansur/
üşenmedim nasıl farenjit olduğumun haritasını çıkardım.
demek ki neymiş, insan hastayken gereksiz işler peşinde koşabiliyormuş.
neymiş, bir hırka (eskişehir’de unuttuğum) adamı farenjit yapabiliyormuş.

sadece ilaç saatimi bekliyorum yoksa ne işim var bilgisayar başında değil mi.
böyle işte sevgili okur. bir elimde mendil, bir elimde nane limon, uğraştığım şeylere bak.
woofeR |
kategori:
olay |
ekim 2008 |
wladimir bartol tarafından yazılan bu kitap selçuklu zamanında yaşamış, ömer hayyam‘ın arkadaşı hasan ibni sabbah‘ın, tarihin ilk terör örgütünü nasıl kurduğunu anlatıyor.
kısaca tarihi roman kategorisine sokulmaktan daha fazlasını hakediyor alamut konusu itibari ile. olaylar her ne kadar geçmişte geçiyor olsa da günümüzde de hasan ibni sabbah‘ın örneklerini görmek mümkün. bir kişi öldürülür, binlercesini korkut. işte hasan ibni sabbah ve günümüz türevlerinin yaptığı da tam olarak bu.
kalıplaşmış dogmaların ve cehaletin kullanılarak, dinin ne denli tehlikeli bir araç haline gelebileceğini açıkça gösteriyor. tabii kitap içerdiği analizler sebebiyle bir dönem yasaklanmış ve hala dinci kesim tarafından hoş karşılanmamakta. kitap hakkında daha fazla yazıp, okuyacak arkadaşların tadını kaçırmak istemem ama en azından kapaktaki alıntıyı geçirebilirim sanırım. ;)
”hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1092 yılının ilk baharında hatırı sayılır büyüklükte bir kervan, semerkant’tan başlayarak buhara üzerinden horasan’ın kuzeyindeki elbruz platosuna dek uzanan, bir zamanlar muzaffer orduların kullandığı eski yolun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. karların erimeye başlamasıyla birlikte buhara’dan ayrılan kervan haftalardır yollardaydı…’ ‘avni oğlum, tahir’in torunu! ‘ demişti ona. ‘doğruca demavend dağı’na giden yolu tut. rey’e ulaşınca şahrud irmağı’ na giden yolu sor. irmağın kaynağı sarp bir vadide bulunmaktadır; oraya çık. büyük bir kale göreceksin: bu yerin ismi alamut kalesidir, yani ‘kartal yuvası…”

“Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar ‘a, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.”
Kazım Koyuncu
devami…
zamanı gelmişken yeni dönem için beklentilerimi de yazıyım.
- önceliğim calculus.
ne biçim bi lise eğitimi aldıysam geçemedim geçemedim şu dersi… bu dönem geçmem lazım layn yeter.
- öyle yüksek ortalamalarda gözüm yok. ders dediğin d olsun, sorun değil delikanlı olsun f den uzak dursun yeter.
- korhan’sız bi dönem düşünmek mümkün mü? bekletilerim arasında korhan‘la geçirilecek eğlenceli anlar da yer alıyor doğal olarak. :P acıktık mı? pes?
- korhan korhan diyip diğelerini atlamak olmaz. gerçi hepsini saymak da olmaz. (olur da, yazı ne kadar uzarsa okuyacak insan sayısı da o kadar düşecek. okunmayan bir yazının ne değeri kalır ki) en güzeli daldan dala atladığım bu yazıda başka bi dala daha atlamak. eveeeet, diablo 3, red alert 3 ve starcraft 2‘nin eli kulağında.. aslında tatil dönemine denk gelse daha hayırlı olabilecek bi gelişme lakin yurtta multiplayer oynamanın tadı da bi farklı oluyor. diğ mi? (yazıyı sabaha karşı 7 de, bir uykusuzluk anında yazdığımdan havada yılışık bi üslup hakim, farkındayım ama kendime hakim olamıyorum, bütün cinler tepemde.)
- ımm pek bişi kalmadı galiba geriye. he bi dee anita section’ı olaraktan en azından humanity‘yi aynı hocadan alsak ne gözel olurdu. evet…
- en önemlilerini sona sakladım. beşiktaş şampiyon olsun, i. melih gökçek yerel seçimlerde hezimete uğrasın. eskişehir büyükşehir’i yılmaz başkan alsın. odunpazarı ile tepebaşı da başı bozuklara kalmasın. memura özellikle emeklisine hatırı sayılır miktarda zam yapılsın. askerlerimiz şehit olmasın. işçilerimiz ölmesin. yolsuzluğa bulaşanlar, dini siyasi emellerine alet eden şeriatçilere karşı laikliği savunamayanlar, kendilerini bir sabah aniden iran’a ışınlanmış olarak bulsunlar.
allamallam işalla subaneke işalla yareppim sübaneke işalla dinimiz amin
yeni dönemin başlamasına az kalmışken siz sevgili mühendislik öğrencilerine bir iyilik, bir hatırlatma yapıyım dedim, malumunuz ramazan filan.
hele ki ikinci sene biraz daha acılı geçicek ne de olsa. şimdiden psikolojik olarak hazırlanmakta fayda var. diğ mi?
“no excuses, now the midterm exams are over every free moment you have must be spent on project implementation! note: spring festival is for students from other faculties; engineering students do not have time for such luxuries.”
david davenport
hell yeah!
woofeR |
kategori:
olay |
eylul 2008 |